A. MÜLKİYET VE FELSEFESİ
1. MODERN HUKUKTA
Modern pozitivist materyalist hukukta haklar, nisbi haklar ve mutlak haklar olarak sınıflandırılır. Mülkiyet hakkı da bir “mutlak hak” türü olarak ele alınır ve Medeni Hukukun bir alt dalı olan Eşya Hukukunun (droit réel) konusunu oluşturur. Eşyanın “reel” (real) ve “gerçek” olduğu algısına dayanan bu yaklaşım, esasen maddeye ve varlığa yüklenen ideolojik anlamla doğrudan ilgilidir: “Madde her şeydir ve ‘gerçek’ ‘madde’den ibarettir”.
Yine modern hukukta, mutlak haklar, bir ilişkiye dayanmayan, yani bir ilişkiden değil varlığın kendisinden (aynından) doğan haklar olarak tarif edilir. Mülkiyet hakkı da eşyanın aynından (kendisinden) doğan mutlak bir “aynî hak” olarak tarif ve tasnif edilir. Mutlak hakların alternatifi sayılan nisbî hakların ise kişiler arasındaki ilişkilerden doğduğu kabul edilir.
Görüldüğü üzere modern pozitivist hukuk, mülkiyet hakkının konusunu oluşturan eşyayı, bizzat eşyanın kendisine isnat eder ve o eşya üzerindeki malikiyeti de hakkın sahibi olduğunu düşündüğü bir “kişi”ye izafe eder. Bu olgusal duruma ise “mülkiyet” der.
Bu yaklaşım “insan kendisine maliktir” felsefesinin olağan bir sonucudur. Zira, kendisine malik olan, başka şeylere ve hatta kişilere de malik olmak isteyebilir (arzular ya da meyiller-temayülat), malik olmaya çalışabilir (güç ve kudret-istidat), malik olmayı başarabilir (fiiller ve hasılat). Bu yaklaşıma göre bir yandan “insan insanın kurdu”dur ve diğer taraftan da “insan, ‘insandan gelen’ ihsanın (iyiliğin ve yardımseverliğin) kulu”dur. Yani insan hem efendidir hem köledir. Bu felsefenin devam cümleleri de şunlardır: Hayat bir mücadeledir…, Düşenin dostu olmaz…, Namerde değil merde dahi muhtaç olmayacaksın…, vs…

